Geçen gün bizim operasyon merkezindeki eski çekmeceleri düzenlerken bi fotoğraf geçti elime. Kararmış köşeleri, herhalde 90’ların sonu 2000’lerin başı… Altımızda o zamanlar efsane **Peugeot J9’lar**, hani o kendine has motor sesi olan, vitesi geçirmek için bazen iki elinle asıldığın o dev makineler… Yanında Magiruslar, Ford Transitler. Fotoğrafa bakarken öyle bir daldım gittim ki, o dönemin Ankara ayazını resmen iliklerimde hissettim.
Şimdi yeni nesil şoför kardeşlerime bakıyorum; altlarında 2026 model, gıcır gıcır Mercedes Sprinterlar, Volkswagen Crafterlar… Araçlar uzay mekiği gibi maşallah. Düğmeye basıyorsun içerisi hamam gibi oluyor. Bizim zamanımızda J9’un kaloriferi dediğin şey sadece ön camın buğusunu çözmeye yeterdi, arkada oturan adam montuna, atkısına sarılırdı. Sabahın kör karanlığında Dikmen yokuşunda veya Keçiören’in o dar sokaklarında buz tutmuş camı içerden kazıdığımız günleri kimler hatırlar?
Navigasyon Mu? O da Ne?
Sektör acayip değişti, hemde ne değişmek! Şimdi telefondan Yandex’i veya Google Haritaları bi açıyorsun, sana Ostim’deki fabrikanın nizamiyesine kadar kırmızı çizgiyle gösteriyor. Önceden öylemiydi? Ankara’nın haritası bizim beynimizin içindeydi. Yenimahalle’nin hangi sokağından Sincan’a nasıl kestirme çıkılır, hangi yokuş kışın araba çıkarmaz adımız gibi bilirdik. Kaybolduk mu? Çeker sağa, sabahın 6’sında açık olan o tek tük fırıncılara veya bakkallara adres sorardık. Herkes birbirine yol gösterirdi.
Bir de şu müzik meselesi var tabi… Şimdiki gibi Spotify falan nerdeee. Torpidoda bir kaset kutumuz olurdu. Sabahçı vardiyasını çekerken hafiften bir Neşet Ertaş veya Ferdi Tayfur çalardı. O kasetin bandı sarınca tükenmez kalemle az mı sardık o bantları geri? Şimdi herkesin kulağında bir bluetooth kulaklık, herkes kendi telefonunun ekranına gömülmüş. Sabah arabaya binen işçinin, ustanın, memurun suratına bakıp “Hayırdır abi, bugün biraz moralsizsin” diyen şoför abiler azaldı sanki.
🛑 ŞİMDİ SİZE SORUYORUM:
Sizce o eski J9’lu, kasetçalarlı, buz gibi ama sıcacık muhabbetli servisçilik günleri mi daha iyiydi? Yoksa şimdiki ultra konforlu, kameralı, sessiz ve güvenli sistem mi? Ben şahsen cidden arada kalıyorum..
Her Şoför Aynı Zamanda Bir Tamirciydi
Eskiden yolda kaldın mı, öyle hemen “yol yardımı arayayım, yedek araç gelsin” falan yoktu. J9’un kaputunu (hani o içerden açılan motor kapağını) bi kaldırırdın, o sıcaklık yüzüne vururdu. Çekerdin tulumu üstüne, o soğukta elin yüzün yağ içinde o arabayı bi şekilde yürütürdün. Şimdi araçta bir arıza lambası yanıyor, yetkili servis anında bilgisayara bağlayıp çözüyor. Arel Tur olarak biz de filomuzda bu teknolojik imkanların hepsini kullanıyoruz tabi ki. GPRS ile araçları anlık takip ediyoruz, kamera sistemleriyle güvenliği sağlıyoruz. Çağın gerisinde kalamazsın, mecbur ayak uyduracaksın.
Yanlış anlaşılmasın, yeni nesil şoför arkadaşlarıma da büyük saygım var. Hepsi pırıl pırıl, kravatları jilet gibi, diksiyonları düzgün. İşi kuralına göre, dört dörtlük yapıyorlar. Güvenlik ve hizmet kalitesi eskiye göre kıyaslanamaz bile. Ama bazen trafikte karşıdan gelen bir meslektaşına selektör yapıp, o el kaldırarak verilen “kolay gelsin toprağım” selamı var ya… İşte insan o selamdaki ruhu özlüyor.
Arel Tur’un operasyonunu yönetirken hep arkadaşlara şunu söylüyorum: “Teknolojiyi sonuna kadar kullanın, arabanız jilet gibi olsun ama o eski yol arkadaşlığı ruhunu, o esnaflık adabını arabaya her bindiğinizde yanınıza almayı unutmayın.” Çünkü biz sadece personeli fabrikaya, plaza’ya taşımıyoruz; içinde can taşıyoruz can!
Peki sizin eski servis günlerinden aklınızda kalan, unutamadığınız komik veya duygusal bir anınız varmı? O zamanlar servis şoförünüz nasıldı? Aşağıya yorum olarak yazın dertleşelim, eski günleri yadedelim. Vallahi oturupta hepsini tek tek okuycam.

